Amnet Programatik Çözümler Yöneticisi Onur Özcan ile Röportaj

Voxmedya ekibi olarak dijital pazarlama sektörünün önde gelen isimleri ile yaptığımız röportaj serisine Türkiye’de Programatik denince akla gelen isimlerden Onur Özcan ile devam ediyoruz.

Onur Özcan, lise yıllarından itibaren internete merak salmış ve sonrasında Arama Motoru Optimizasyonu (SEO) ve içerik alanında iProspect şirketinin Digital Marketing Manager’ı konumuna geldikten sonra geleceğin dijital pazarlama sektöründe adını sıkça duyacağımız Programatik alanına yönelerek Amnet şirketinde Programmatic Solution Manager olarak sektör ile deneyimlerini paylaşmakta ve katkı sağlamaktadır.

Sektör liderlerinin engin tecrübelerinden yararlanmak ve bilgi birikiminin bir hazine olduğu fikri ile yola çıkan Voxmedya ekibine sektör ve kendi alanı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Voxmedya: Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Herhangi bir beklenti içerisinde olmadan “Bilgi paylaştıkça çoğalır” mottosu ile sizden sonra gelecekler ve bizim gibi sektöre meraklı insanlara bırakacağınız bu miras, motivasyon ve ilham adına bizlere oldukça faydalı olacaktır.

Onur: Davetiniz ve bireysel olarak benim de okumaktan müthiş keyif aldığımız bu özel yazı diziniz için çok teşekkür ederim. Mottonuzla paralel olarak mümkün olduğunca bireysel tecrübelerimi paylaştığım bir bültenim var. Twitter’da da ara ara benzer paylaşımlar yapıyorum.

Ben, yurt dışında işbirliği yaptığımız diğer ajanslardan kaynaklı tecrübemden ötürü bizim ülkedeki dijital pazarlama uzmanlarının yurt dışındakilerden bilgi ve deneyim açısından pek farkı olmadığını hatta teknik açıdan çok daha iyi olduklarını düşünüyorum. Ancak onların aksine paylaşım konuşunda bir tembellik ve çekimserlik durumu var. Böyle röportajlarla bu handikapın aşılmasını sağladığınız için de ayrıca teşekkür ederim.

Voxmedya: Onur Özcan kimdir? Sizi yakından tanımak adına kendinizden bahseder misiniz?

Onur: Elbette. 1989 Ekim’inde Sarıyer’de doğdum. Bu yüzden ağırlıklı olarak denizde ve bahçelerde geçirdiğim keyifli bir çocukluğum oldu 🙂

Çocukluğumdan beri meraklıydım ve teknoloji ürünlerine hayranlıkla muamele ederdim. İlk bilgisayarım ikinci el bir Apple’dı. “Bu aletin içerisinde ne ola ki?” düşüncesiyle ailemin olmadığı bir gün tornavidayla parçalara ayırıp çöpe çıkardım cihazı 🙂 O derece meraklı ve keşfe açıktım.

Sonrasında haliyle uzun bir süre bilgisayarım olmadı. İnternet kafelerde akşamları Amerikalı ortalama 70 yaşını devirmiş teyze ve amcalarla online domino turnuvalarına katılırdım. Bir köşede Moonstar sözlük açık yazışmaları tercüme ederken yabancı dile olan ilgim arttı. Eğitim hayatım da bu yönde şekillendi ve dil/edebiyat mezunu olarak üniversite hayatımı tamamladım.

Üniversite benim için kişisel gelişim okulu oldu. 4 sene boyunca felsefi ve edebi eserleri incelemek, dünya edebiyatından romanlar, şiirler farklı mitler okumak düşünsel gelişimime müthiş katkıda bulundu. Tabi bunlar, sayısal branşların eğitimi aksine karın doyuran işler değildi. Benim buradaki rahatlığım, lise sondan itibaren interneti ve gelir modellerini keşfetmiş ve bu yönde kendimi sürekli geliştirmeyi başarmışlığımdan sebepti.

Mezuniyet sonrası ne yapacağım endişesi taşımadığımdan daha keyifle, sindirerek okudum üniversiteyi.

Voxmedya: Neden dijital pazarlama sektörü? Bu sektöre girmek için sizi heyecanlandıran ve ilhamlandıran şey ne oldu?

Onur: Ben aslında farkında olmadan sektöre girdim. Lisede o Whopper menüye büyük seçim ekleyebilmek için, sinemada kokusuyla baş döndüren o patlamış mısıra yaklaşırken iki kere düşünmemek için, 1000 SMS paketimi yenileyebilmek için sürekli aileme sebepler sunmak yorucu geliyordu ama diğer yandan da daha fazla paraya ihtiyacım vardı 🙂

2006-2007 gibi bir gün internetten para kazanma yollarını araştırırken “get paid to surf/read” yani okuma ya da site gezme başına ödeme sistemleriyle karşılaştım. Buradan $10 kazanmak için bir aydan fazla bir süre çalışmam gerektiğini farkedince başta yakın arkadaşlarım ve akrabalarımı dahil edip onların kazançlarından komisyon almak üzere yakın çevreme anlattım sistemi. Böylece aslında farkında olmadan Affiliate Marketing‘i keşfetmiş oldum.

Sisteme dahil ettiklerim de buradan para kazanmak için müthiş vakit çürütmeleri gerektiğini anlayınca bu iş olmadı.

Çünkü sistem size bir link gönderiyor ve bu linkte 45 saniye kalmanız gerekiyor. Masaüstünde farklı bir uygulamaya kaydığınızda sayaç duruyor. Yani sizin aktif olarak o sayfada bulunmanız lazım.

Bunun neticesinde de $0.01 kazanıyorsunuz. Size gönderilen link sayısı zaten limitli. $10 kazanmak için 1 aydan fazla süre geçirmeniz lazım ki hiç gerek yok. Bu yüzden insanlar demotive olup bırakıyordu sistemi.

Ben tabi yakın çevremi tüketmiş olmama rağmen bırakmadım işi. Kafaya takmıştım. Neticede emek verdim 1 dolar da olsa karşılığını almam lazımdı.

Sonra tüm internete ulaşayım en iyisi diye düşünerek websitesi kurmayı öğrendim. İlk sitemi de Google’ın servisi blogspot’dan açıp referans linklerimi listeledim sitede.

E siteyi kurduk, herşey güzel ama gelen giden yok :’)

O zamanlar da düşünemiyorum nasıl trafik çekeceğimi, siteyi kurunca iş bitiyor sanıyorum. Yine AdWords’den falan 2008’e kadar bihaberdim keza Facebook reklamları zaten yok. Yabancı kaynaklarda araştırırken SEO’yu keşfettim. Bayağı derinlemesine okuyup öğrendim ve uyguladım. Fakat öğrendiklerim bu sitede bir işe yaramayacak sonrasında da beni farklı dünyalara sürükleyecekti 🙂

Yani beni yönlendiren yahut ilham aldığım birşeyler olmadı. Ben sadece o Whopper’ı büyük boy sipariş edebilmek istedim, bunun sonucu olarak SEO, affiliate ve içerik pazarlamasının temellerini atmış oldum.

Voxmedya: Üniversite’den sonra sizin tabiriniz ile “oyun alanınız” olan DomainPromo.com hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

Onur: Aslında benim görülen oyun alanım o, arkaplanda uğraştığım çok iş var. Çünkü sosyal medyadan tanıyan insanlar neler yapıyorsun diyorlar, merak ediyorlar. Ya da öğrenmek için bakıyorlar işte LinkedIn’e. “Demek ki böyle de bir şey varmış” desinler diye onu koydum öylece oraya.

Anlatacak çok hikaye var aslında. Bir önceki soruda olduğu gibi derinlemesine anlatıp okurları sıkmak istemem. Ben üniversitede Türkiye’nin ilk indirim kuponu sitesini kurdum. O zamanlar Google’a “indirim kuponu” diye sorduğunuzda “iddia kuponu” olarak düzeltiyordu. O derece bakirdi Türkiye’deki internet sektörü indirim kuponu tüketimine.

Bu Türkçe sitemle o zamanlar Avrupa’nın en büyük affiliate ağı, Alman Zanox tarafından Türkiye’nin en başarılı affiliate yayıncısı falan seçildim. Almanya’ya davet ettiler ve henüz 22 yaşımdayken güzel bir networking ortamına girdim. Oradan bazı kontaklarla hala iletişim halindeyiz üstelik.

Dolayısıyla benim oyun alanım o zamanlar bu Türkçe indirim kuponu sitemdi. Ancak her zaman, öncesinde de farklı farklı oyun alanlarım oldu.

Oyun alanımdan kastım şu: İyi yahut kötü bir internet sitem oldu. Ben buraya nasıl organik trafik çekerim ya da nasıl ücretli arama/sosyal kanallardan trafik satın alırım, aldığım trafiğin kalitesini ölçüp bu kanalları nasıl optimize ederim diye düşünürken zaten Google Analytics’ten Facebook Ads’e ve SEO’ya kadar farklı alanlarda spesifik deneyimler edindim.

O yüzden eğer dijital pazarlamaya ilgi duyuyorsanız sizin de öğrendiklerinizi, keşfettiklerinizi ya da düşündüklerinizi uygulamayıp deneme yanılma yoluyla tecrübe edinebileceğiniz bir siteniz, oyun alanınız mutlaka olmalı.

Voxmedya: Bildiğimiz kadarıyla şu anda Amnet şirketinde çalışıyorsunuz. Oradaki çalışma şartlarınızdan ve yaptığınız işlerden bahseder misiniz?

Onur: Amnet, dünya çapında 30’a yakın ofisiyle bugün hepimizin duyduğu günlük hayatta kullandığı ya da tükettiği global markalara programatik medya satın alma desteği veren çokuluslu bir ajanstır. Bugün çoğumuzun aşina olduğu iProspect ile aynı çatı şirkete, Dentsu Aegis Networke bağlıyız.

İstanbul’da şu anda 4 kişiyiz. Ben de 3 senedir Amnet’teyim. Öncesinde de iProspect’teydim zaten. Benden önce bu işi bana devreden arkadaşım halen Budapeşte Amnet’te, işi ona öğreten arkadaşım da bir süre öncesine kadar Londra Amnet’teydi 🙂 Yani İstanbul’dan yola çıkıp dünyanın başka bir yerindeki Amnet’te kendinizi bulabilirsiniz burada.

Aynı şekilde Sydney ofisinden New York ofisine kadar entegre çalışan, herkesin birbirine bilgi ve tecrübesini aktardığı, sürekli güncel belge ve dökümanların paylaşılıp örnek çalışmaların işlendiği gelişime ve girişime müthiş açık global bir ağı var Amnet’in. Bireysel olarak bu beni fazlaca tatmin eden bir durum. Ofiste bazen saatlerimi diğer ofislerin sunumlarını, case-study’lerini inceleyerek geçiriyorum. Öğrenim açısından güzel bir fırsat sunuyor şirket bu anlamda.

‘İstanbul ofisinde ben Programatik Çözümler Yöneticisi olarak çalışıyorum. Burada farklı data kaynakları, programatik satın alma teknolojileri ve kreatif formatlarının keşfi ve testiyle ilgileniyorum. Aynı zamanda direkt sorumlusu olduğum markaların programatik medya alımlarıyla da ilgileniyorum.’

Çalışma şartlarından bahsetmek gerekirse İstanbul’da esnek ve keyifli bir çalışma ortamımız var. İş-yaşam dengesine özen gösteren insan kaynaklarımız ve süreçten çok sonuçla ilgilenen yöneticilerimiz var.

Voxmedya: Bizim de merak ettiğimiz gibi insanların da bu konu hakkında soru işaretleri olduğunu düşüyoruz. İşin ehli olarak halihazırda çalışmakta olduğunuz Programatik alanı hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Programatik’i nasıl tanımlıyorsunuz?

Onur: İnternette programatik satın almanın açıklamalarına bakarsanız çeşitli tanımlar keşfedebilirsiniz. Ancak bunların tamamı teknoloji ile otomasyon ve data ile hedef kitle erişimi çevresinde dolaşır. Dolayısıyla özetlemek gerekirse programatiği, teknoloji ve datadan yararlanarak daha efektif ve otomatize reklam alım biçimi olarak tanımlayabiliriz.

Eskiden medya alımı daha fazla insan etkileşimi ve iş gücü gerektiren bir işken, programatik alım insan etkileşimini minize ederek tüm süreci tek bir panelden konsolide bir biçimde yönetmenize, takip ve optimize etmenize olanak kılıyor. Üstelik bunları yaparken reklam yayınladığınız mecranın inisiyatifine de eskisi kadar ihtiyaç duymuyorsunuz. 💪

‘Bütçe mi değişecek, frekanslar mı güncellenecek, yayın saat aralıkları, günler değişecek ya da farklı data segmentleri hatta kreatiflere mi karar verildi? Bunların tamamını saniyeler içerisinde kendi panelinizden anında güncelleyerek aktif edebiliyorsunuz.’

Şimdi tabi bu programatik platformlar standart banner ya da video reklamlarının da ötesinde medya alım gücü sağlıyor. Dijital açıkhava (DOOH) reklamlarından, televizyon reklamlarına (internet bağlantılı TVler) ve online radyo ve stream servislerinde (TuneIn, Spotify, SoundCloud) audio reklamlara kadar çok farklı farklı format ve platformlarda hedef kitle erişimine olanak tanıyor. Böylece yine programatik panellerden holistik biçimde anlık içgörü ve data görüntüleyebiliyorsunuz.

Bu bahsettiğimiz platformlar üçüncü partilere açık ve bunlarla entegre çalışabildiği için ilerleyen zamanlarda bugün ayrı ayrı giriş yaptığımız reklam panellerinin büyük bir bölümü de bunlara entegre olacak gibi duruyor.

Voxmedya: Hemen hemen her köşe bucakta duymaya başladığımız makine öğrenmesi, yapay zeka, arttırılmış gerçeklik, nesnelerin interneti vb. teknolojilerin daha yaygın kullanılmasıyla birlikte sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Programatik’in bu alanda konumu nedir?

Onur: Bugün Facebook ya da Google platformlarından birini minimum 3-4 sene kullanmış biri özellikle makine öğreniminin geldiği noktayı direkt olarak gözlemlemiştir. Eskiden belirli KPI’ları tutturmak için defalarca rapor çekip analiz yapmak gerekirken bugün platformlara “öğrenme süresi” dediğimiz vakti tanıyarak bu KPI’ların çoğunu yakalamasını sağlayabiliyoruz. Aslında burada “öğrenme süresi“nden kasıt direkt olarak makine öğrenimi zaten. Bu yüzden makine öğrenimi direkt olarak bizim işimize yansımış durumda. Biz sadece makineye ne istediğimizi söylüyoruz. Makine de deniyor, eğer isteklerimiz gerçekleştirilebilir düzeydeyse devam ediyor. Değilse de neden olmadığını söylüyor ve bizden daha “makul” taleplerle gelmemizi istiyor. Muhteşem değil mi?

Zaten bugün her bir sitede bir Analytics kodu bir Like butonu var? Her bir telefonda en az bir Facebook’a ait bir uygulama ya da direkt Google’ın Android sistemi var. Çok farklı kaynaklardan devasa data toplanıyor. Bu yüzden internette insanların neyi satın almaya daha yatkın olduğunu, interneti nasıl gezdiğini onlardan daha iyi biliyorlar. Buna uygun olarak da bizi hedeflenebilir kılıyorlar 🙂

Yapay zeka kısmı da apayrı bir konu. Şu anda mesela Amnet globalde ar-ge ekiplerinin yürüttüğü çeşitli yapay zeka tabanlı projeler var. Detayları yeri geldiğinde kendileri duyuracaktır elbette ancak farklı sektörlerle yapılan test çalışmalarında harika sonuçlar veriyorlar. Bunların tamamı bir önceki soruda da bahsettiğim üzere programatik platformların 3. parti teknolojilerle entegre olabilme ve geliştirilebilme kabiliyetiyle mümkün oluyor.

Yine piyasada bu platformlarla entegre olan farklı teklif motorları ve bütçe yönetim teknolojileri var. O yüzden bilhassa programatik medya satın alanlar yapay zeka ve makine öğrenimin ilerleyişini nispeten daha yakından tecrübe edebiliyor.

Arttırılmış gerçeklik ileride bize farklı bir reklam envanteri olacak gibi geliyor. Yani siz çeşitli data kaynaklarındaa “çay-sever” olarak etiketlenmişseniz, AR/VR gözlüğünüzü taktığınızda bir sanal dünyada ya da reelde çevredeki billboardlarda çay reklamları görebilirsiniz. Benzer şekilde kahveciyseniz de kahve reklamları görebilirsiniz. Google Glass devam etseydi yüksek ihtimalle bu ufak ufak gerçekleşmeye başlamıştı bile.

Nesnelerin interneti (IoT) de bence bizim için bir data kaynağı olarak devam edecek. Örneğin satın alacağınız bir buzdolabında belki çeşitli özellikleri aktif etmek yahut nispeten daha ucuza erişmek için, başta Facebook ve diğer platformlarda yaptığımız gibi dataya erişim izni vereceğiz. Sonrasında dolaptaki gazlı içecek sayısı azaldığında internette gazlı içecek kampanyaları göreceğiz. Ya da “düzenli gazlı içecek satın alıcısı” olarak segmentlenip gazlı içecek markalarında internet geleninde hedefleneceğiz. IoT bu şekilde evrilecek. Bizim mutfağımıza, banyomuza, yatak odamıza kadar girecek ve sürekli data paylaşacağız onlarla 🙂

Voxmedya: Sektördeki büyüklerimizle konuşma fırsatı bulduğumuzda zaman yönetiminin ve zamanı etkin kullanmanın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çalışma düzeniniz nasıl, zamanınızı nasıl planlıyor ve sektörel anlamda nasıl güncel kalabiliyorsunuz?

Onur: Ben hayatın içerisinde olmayı seviyorum. Aileme ve bahçemdeki hayvanlarıma vakit ayırıyorum, spora gidip sonrasında bir kafede uzun uzun oturuyorum. Öğlenleri sektörden birileriyle sözleşip öğle yemeği yiyorum, bazen de semtte esnaf dükkanlarında geziyorum. Yani farklı sosyoekonomik ve kültürel statüdeki mekanlarda farklı insanlarla vakit geçiyorum gün içerisinde. Bu böyle istediğim için değil çevrem hep bu şekilde geliştiği için böyle oldu. Diğer yandan farklı konularda makaleler tüketiyorum. Bu yüzden gündüzleri çalışmak önceliğim değil istisnai bir durum yoksa ve ofis günüm değilse. Böyle olması beni manen ve ruhen besliyor.

Akşam çalışma saati son yemeğimi yedikten sonra başlar. To-do’mu temizlerim öncelikli olarak, projelerimi kontrol edip bu esnada da to-do’mu güncellerim. Gece yaklaşık 2’ye kadar laptop başında olurum genelde. Ancak bu gündüz yaptıklarıma bağlı olarak değişebilir.

Burada özetle “günde işe 5 saat ayırırım, Time Doctor ve çeşitli pomodoro uygulamalarıyla zamanımı ölçer ve optimize ederim, focus olabilmek için çalışmadan yarım saat önce papaya ve avokado smoothie tüketirim” diyemeyeceğim 🙂 Gündüzleri önceliğim kendim, tamam dersem açıp çalışırım. Gece mutlaka çalışırım ama çalışma sürem to-do’m ve gündüz aktivitemle orantılı olur genelde.

Güncel kalmak için takip ettiğim tek kanal Twitter. Orada doğru hesapları takip ediyorum. Ana sayfama düşen ve ilgimi çeken yazıları ya da twitleri inceliyorum ya da sonrasında incelemek üzere bookmark olarak kaydediyorum.

Voxmedya: Son olarak sektöre yeni adım atmış junior’lara ve halihazırda sektörde çalışan dijital pazarlama sevdalılarına neler tavsiye edersiniz?

Onur: Naçizane, öncelikli tavsiyem iyi derecede İngilizce öğrenin. Bunun sebeplerini açıklamaya gerek yok artık. Kendinizi sektörel kaynaklara ve iş hayatına boğmayın. Gidin klasikleri okuyun, şiir, sinema incelemeleri, farklı konularda branşlarda makaleler okuyun. Farklı görüşler, bakış açıları kazanın ki gelişime ve öğrenmeye her daim açık olun.

Roportaj başında da tavsiye etmiştim, standart işinizden bağımsız ek gelir elde etme amaçlı bir tane websiteniz mutlaka olsun. Bu da daha önce bahsettiğim gibi sizin oyun alanınız olsun. Mesela buraya herhangi bir Analytics event’i eklemeye çalışın, SEO uygulayın, Facebook’tan Pinterest’ten trafik çekmeye çalışın. Ya da yabancı bir kaynakta okuduğunuz bir tekniği burada hayata geçirin. Burası uygulama alanınız olsun. Böylece hem bağımsız iş yapabilme öz güveniniz artar hem de sektörde farklılaşırsınız.

“Son olarak benim şu anda bireysel olarak gözlemlediğim kadarıyla Javascript bayağı ihtiyaç duyulur hale gelmiş vaziyette. Bunun temel sebebi PWA(Progressive Web Apps)’ler. Haliyle PWA ile oluşturulmuş siteleri Google’a düzgün indeksletebilmek ya da herhangi bir altyapıyla oluşturulmuş siteyi Google Analytics ve benzeri ölçümleme araçlarıyla daha efektif ölçümleyebilmek için Javascript bilmek gerekiyor. O yüzden Javascript ve bunun dijital pazarlamadaki ihtiyaç alanlarını öğrenip bu konuda gelişmek uzun vadede müthiş avantaj getirecektir.”


Sektör liderleri ile yaptığımız röportaj serisine buradan ulaşabilirsiniz. 🛵💨

5 COMMENTS

  1. Onur Özcan sektörde bilgi ve pylaşımlarıyla takdir ettiğim bir insandır. Sizde güzel bir röportaj yapmışsınız. Her ikinizede can-ı gönülden teşekkürler.

  2. Keyifle okudum. Onur Özcan’ı bir süredir Twitter ve Instagram’dan takip ediyorum kendine has çok değişik birisi. Bu röportajda da orjinalliğini göstermiş 🙂

    Teşekkürler

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here