Social Touch’ın Kurucusu Sertaç Doğanay ile Röportaj

PAYLAŞ

Vox Medya ekibi olarak sektörün önde gelenleri ile yaptığımız röportaj serisine Social Touch’ın kurucusu Dr. Sertaç Doğanay ile devam ediyoruz.

İlaç sektöründeki 10 yıllık kariyerinin ardından 2010 yılından beri teknolojiye olan merakından dolayı sosyal medya ve dijital pazarlama alanında yazıyor, konuşuyor, eğitim veriyor ve çalışıyor.

Türkiye’deki saygın üniversitelerde dijital pazarlama ve sosyal medya üzerine dersler veren Doğanay, Digital Age, Literatür Aktüel, Reflex, Marketing Türkiye vb. prestijli dergilerde yazılar yazdı. Bununla birlikte Türkiye’nin lider sosyal medya sitesi sosyalmedya.co’nun sağlık ve ilaç sektörü editörlüğünü yapan Dr. Sertaç Doğanay Vox Medya’ya özel açıklamalarda bulundu.

– Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Verdiğiniz eğitimler ve yayınladığınız makaleleri gördüğümüzde paylaşmayı seven ve insanların hayatlarına değer katan biri olarak size bilinçlenmemiz açısından önemli olduğunu düşündüğümüz birkaç soru yönelteceğiz.

– Çok naziksiniz arkadaşlar, teşekkür ederim. Ünvanların, şirketlerin ve iş ilişkilerinin geçici olduğunu düşünüyorum. Kalıcı olansa insanların hayatına katabildikleriniz.

1) Sertaç Doğanay kimdir? Kendinizi nasıl tanımlarsınız?

– Mühendis olmak isterken son tercihim olan İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdim, okulu zamanında bitirdim ama doktorluk yapmayı tercih etmedim. 10 sene ilaç sektöründe pazarlama ve satış yöneticiliği yaptım. Dört farklı firmada yüzlerce kişiyle çalıştım, pek çok ürünün lansmanını gerçekleştirdim. Sonra 2011’de beni işten çıkardılar. Tekrar sektöre dönmektense kendi işimi kurmaya karar verdim. Bu çok büyük bir riskti çünkü daha önce hiç kendi işimi yönetmemiştim. 6 senedir devam ediyor ne mutlu ki. Ben ortalamanın üzerinde pozitif ve iyimser biriyim. Kendimle sıkça dalga geçiyorum çünkü dalga geçilecek çok şey yapıyorum. Bu sayede gelişmemin önündeki en büyük engel olan egomu geriye itebiliyorum. Aile yaşantımı ve evimi çok seviyorum, benim için diğer her şeyin önünde sanırım. Geçenlerde Instagram ve Facebook’ta sormuştum; 20 milyon TL’niz olsa, çalışmaya devam eder miydiniz diye. %35 civarı devam etmem dedi. Benimse buna cevabım, “20 milyon TL param olsa, muhtemelen birkaç yeni girişim kurar, bugünkünden daha da fazla çalışırdım” oluyor. Şunu samimiyetle söyleyebilirim, sevmediğim hiçbir işe veya ortaklığa girmiyorum, zevkle çalışmadıklarımı ise zamanla eliyorum. Bu sayede hep sevdiğim şeylerle uğraşabiliyorum. Tüm ünvanlarım arasında üniversitedeki öğretim görevlisi ünvanım sanırım en değerlisi. 5 senedir yüksek lisansta yeni pazarlama teknolojileri konusunda ders veriyorum.

Dijital sektöre gireli henüz 5 sene oldu ama bu süreyi maksimum verimle geçirdim galiba. Öncelikle haklarını teslim edeyim, benden 10 yaş genç pek çok akıl hocam var bu sektörde. Bu alana girdiğimde 37 yaşımdaydım ve henüz 30’una gelmemiş değerli arkadaşlarımın teknik bilgisinin çok katkısını gördüm. Onların en başında sevgili Aykut Aslantaş gelir, hatta 1 sene her Pazartesi dijital sektörden bir konuğu misafir ettiğimiz bir Meetup İstanbul etkinlik serisi oldu ki bu sayede kendimi hem güncel tutabildim hem de çok değerli kişiler tanıdım. Sevgili İlyas Teker’in ismini de anmadan geçmeyeyim, tüm sosyal medya kanallarından büyük heves ve keyifle takip ediyorum onu, çok öğretici paylaşımları var. Bunların ötesinde dijital pazarlama, iletişim, teknoloji tarihi, dijital dönüşüm, inovasyon konularında büyük iştahla okuyorum. 40 yaşıma kadar maalesef kitap okuma konusuna yeterli özeni göstermedim, son 3 senedir Türkiye standartlarına göre oldukça iyi bir okuyucuyum.

5 senedir tüm girişimlerimin yanında bir de profesyonel konuşmacılık kariyerim var. Buna büyük zaman ve çaba harcıyorum. 300 kişi bir araya gelip, 1 saatini ayırıp sizi dinliyor, bir de bunun için size para ödüyor. Bu çok büyük sorumluluk bana kalırsa. Daha etkili, harekete geçirici ve ilham verici sahne performansları hazırlamak için ciddi bir mesai harcıyorum. Hem kurgu hem de içerikleri sürekli güncelliyorum ve bahsettiğim şeyler teknoloji, gelecek trendleri, dijital dönüşüm olduğu için hep güncel olmaya çalışıyorum.

2) Kişisel gelişiminizde hangi yolları kendinize hedef olarak belirlediniz? Hangi kaynaklara başvurdunuz?

– Büyük iştahla kitap okuyorum, bazen 2-3 günde bir kitap bitirdiğim oluyor. Bu kitapları özenle seçiyorum, neredeyse tamamı teknoloji, beynin işleyişi, dijital dönüşüm ve inovasyon ile ilgili. Çok düzenli olmasa da Marketing Türkiye ve Digital Age’de köşe yazıları yazıyorum, bu dergileri olabildiğince takip etmeye çalışıyorum. Harvard Business Review abonesiyim, her ay tüm içeriklerini okuyorum. Kitaplar haricinde internette bir kaynak değil, terim takip ediyorum. İlgilendiğim 15-20 terimi düzenli olarak Google Alerts aracılığıyla takip ediyorum. Futurism ve World Economic Forum’u çok yakından takip ediyorum.

3) İlk girişiminiz nedir? İdol olarak belirlediğiniz isimler var mı?

– Social touch benim ilk girişimim. Türkiyeden örnek aldığım kimse yok. Yaşadıkları onca başarısızlığa rağmen vazgeçmeyip yollarına devam eden ve sonucunda büyük başarılar elde eden Edison ve Steve Jobs’un hayatlarından ilham alıyorum. Başarının iki bileşeni zeka ve çalışmaksa, üçüncüsü de zorluklara karşı ayakta durabilme becerisi bence. Hayatı bana ilham veren bir diğer kişi de Elon Musk. Tam bir kitap okuma delisi (günde 12 saat okurmuş çocukluğunda) ve bu sayede dünyayı değiştirebilecek şeyler yapıyor.

4) Çalışma düzeniniz nasıl? Gördüğümüz kadarıyla sektör ile ilgili birçok alanda yazılar yazıp eğitimler veriyorsunuz ve kendi girişimlerinizi yönetiyorsunuz. Zamanınızı nasıl planlıyorsunuz?

– Elimdeki kaynaklar doğrultusunda çalışabileceğim en kalifiye ve yetenekli insanlardan kurulu bir ekip ile yoluma devam ediyorum. Ekibime sorumluluk ve yetki verme konusunda her zaman risk alıyorum ve şimdiye kadar da hiç pişman olmadım. Onlar operasyon tarafının sağlıklı yürüttükleri zaman, bana da yeni işler geliştirme, paydaşlarımızla görüşme, partnerlik değerlendirmeleri ve bolca okuma konusunda zaman kalıyor. Uyuduğum, ailemle olduğum, yemek yediğim ve spor yaptığım zamanlar hariç neredeyse hep işlerimle ilgiliyim. Beraberce çıktığımız tatillerde ise tam anlamıyla fişi çekiyorum ve tüm zamanımı aileme ayırıyorum. Benim için sosyal medyada zaman geçirmek herkes için olduğu gibi bir hobi değil. Ben 2 saatimi Facebook, LinkedIn, Instagram gibi mecralarda geçirdiğim zaman iş açısından besleniyorum. Tüketici trendlerini, güncel konuları, sokak jargonunu yakalayabiliyorum. Sıkça üniversitelere, kariyer gelişim günlerine davet ediliyorum ve hepsine katılmaya çalışıyorum. Gençlerle bir araya gelmek benim için büyük şans, zaten sizlerle de böyle tanıştık.

5) Meslek hayatınızda kırılma noktalarınız oldu mu? Çalışma hayatınızda hiç unutamadığınız anılarınız var mıdır?

– Olmaz mı, hem de çok oldu. Social Touch’ı kurduktan sonra 7 ay kadar hiç müşterimiz olmadı, hiç fatura kesemedik. Tam kişisel birikimim tükenmek üzereyken ve acaba kaç ay daha devam edebilirim diye düşünürken ilk müşterimize hizmet vermeye başladık. Sebat etmenin iş yaşamında ne kadar önemli olduğunu anladığım gün o gündür. Büyük bir şirketin açtığı büyük bir konkura girmiştik. Çok inanarak hazırlandık, gittik sunduk, sonra haber geldi, biz elenmişiz. Oturdum ağladım bir saat falan. Bundan yıllar sonra fark ettim ki bir konkuru kazanmanıza ya da kaybetmenize sebep olan şey sadece sizin performansınız değil. Arkada bambaşka dinamikler olabiliyor. Bunu görmem ve anlamam biraz zaman aldı ama şimdi çok daha rahatım bu sayede.

6) En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdir?

– En büyük hayalimi yaşıyorum aslında şu anda çok sevdiğim bir ekip ile sevdiğim bir işi yapıyorum, bir başka teknoloji işinin de kurucu ortağıyım. Üniversitede ders veriyorum ve sıkça kariyer gelişim günlerine davet alıp katılıyorum. Bana en çok keyif ve heyecan veren konularda okuyorum, birkaç dergide köşe yazarlığı yapıyorum. Bildiklerimi sahnede anlatarak gelir elde ediyorum. Ama yapmak istediğim başka şeyler de var. Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinde inovasyon ve girişimcilik dersleri vermem söz konusu. Bunun için birtakım prosedürlerin tamamlanması gerekiyor elbette, birkaç aya netleşir.

7) Bugüne kadar yapageldiğiniz faaliyetlerde iyi ve kötü “keşkeleriniz” nelerdir? Bizlere bu konuda nasıl bir yol haritası belirlememizi tavsiye edersiniz?

– Bir senedir düzenlediğim “Başarısızlık Hikayeleri” etkinliklerinde tam olarak bunu konuşuyoruz aslında. Uzun bir yolda yürüyorsanız, ayağınızın takılmama ihtimali yok. Düşmeyi bilmek ve düştükten sonra kalkmayı bilmek önemli bir beceri. Keşke aktif kitap okumaya daha önce başlasaydım diyorum arada bir, onun haricinde pek fazla keşkem yok.

8) Son olarak günümüz rekabetçi ilaç sektörü ve dijital sağlık alanına meraklı girişimcilere neler tavsiye edersiniz?

– Dijital sağlık, diğer tüm teknolojik alanlardan zor bir alan. Son kullanıcı dediğiniz kişi veya kurumlar diğer alanlardan farklı. Devlet, hastaneler, doktorlar, sağlık yöneticileri, sağlık profesyonelleri, sivil toplum kuruluşları son kullanıcı olabiliyor. Bu alandaki dengeleri ve dinamikleri iyi bilen kişilerden destek, danışmanlık ve bilgi almalarını öneririm. Bu alanda faaliyet gösterecek girişimlere, sınırı Türkiye olarak görmemelerini öneririm. Sadece Google Ventures, Verily çatısı altında dijital sağlık teknolojisine senede yarım milyar dolar bütçe ayırıyor.

– Bu aydınlatıcı ve içten cevaplarınız için çok teşekkür ediyoruz. Biz bu röportajdan çok memnun kaldık. Bu röportaja ulaşan herkesin de kendi ihtiyaçları dahilinde cevaplar bulacağı dolu dolu bir röportaj oldu. Meslek hayatınızda başarılarınızın devamını dileriz! 


Zeo Agency kurucusu Yiğit Konur ile yaptığımız röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

Google’ın Dublin ofisinde Search Quality Analyst olarak çalışan Fatih Özkösemen ile yaptığımız röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here